‘Türkiye ile Rusya'nın savunma sanayii işbirliğinden endişe eden ABD Türkiye'yi yine F-35'le tehdit ediyor'

Advertisement

ABD Temsilciler Meclisi üyelerinin Türkiye'ye F-35 sevkiyatını engelleme girişimini değerlendiren Gazeteci Ceyhun Bozkurt'a göre bu hamle, ABD'nin Türkiye'nin Rusya ile savunma sanayisindeki işbirliğinden duyduğu endişesiyle ilgili. Dış politika uzmanı Özdemir Akbal'a göreyse ABD, Türkiye'ye baskı için bahane uydurmayı sürdürebilir.

Türkiye'ye ilk yeni nesil F-35 teslimatının yapılmasına yalnızca günler kala, teslimatın askıya alınması amacıyla ABD'deki girişimlere bir yenisi eklendi. ABD Temsilciler Meclisi'nin 44 üyesi, Savunma Bakanı Jim Mattis'e teslimatın durdurulması için mektup gönderdi. Mektupta, Türkiye'nin Rusya'dan S-400 hava savunma sistemleri aldığı bir ortamda F-35'lerin teslimatının ABD ve NATO'nun askeri sırlarının Moskova'nın eline geçme riski yaratacağı şeklinde bir iddiaya yer verildi. Peki bu 44 politikacının tavrı, F-35'lerin Türkiye'ye teslim edilmesini engelleyebilecek ölçüde bir baskı aracına dönüşebilir mi? Konuyu dış politika uzmanı Özdemir Akbal ve Gazeteci Ceyhun Bozkurt Sputnik'e değerlendirdi. Akbal'a göre ABD'li bir grup politikacının, savaş uçaklarının Türkiye'ye sevk edilmemesi yönünde taleplerine ilişkin öne sürdükleri gerekçe "akıl ve mantıktan bir hayli uzak."
‘TÜRKİYE'NİN ABD'NİN SIRLARINI SIZDIRABİLECEĞİNİ SÖYLEMEK AKIL VE MANTIK DIŞI'
Mattis'e yazılan mektubun, Türkiye'ye yönelik politik yaptırım uygulama isteğiyle bağlantılı olduğunun altını çizen Akbal şöyle bir değerlendirmede bulundu:
"Türk-Amerikan ilişkileri konusunda belli şüphelere sahip ABD Temsilciler Meclisi ve ABD Senatosu üyesi bir grup politikacının, Türkiye'ye F-35 teslim edilmemesi yönünde talepleri olduğunu görüyoruz. Bunun son örneği Teksas eyaletinden geldi. Bu politikacılar her ne kadar ‘Türkiye ve Rusya Federasyonu ilişkilerinin çok iyi seviyede devam etmesi sebebiyle, Türkiye ABD'nin askeri sırlarını Ruslara sızdırabilir' gibi son derece akıl ve izandan uzak ve mantıkdışı bir görüş sergilese de; konuya Türk-Amerikan ilişkileri üzerinden bakmak şart. Böyle bakıldığında da; terörle mücadelede önemli rol oynayan ve ‘predator' denilen insansız hava uçaklarının 2010-2012 yıllarında satılmasının yasaklanması örneğinden de yola çıkarak bu tavrın, aslında politika yaptırım aracına dönüştüğünü görmek mümkün."
‘ABD GELECEKTE DE TÜRKİYE'YE BASKI UYGULAMAK İÇİN BAHANE UYDURABİLİR'
Türkiye-ABD ilişkilerindeki silah teslimat süreçlerinin politik bir anlam içerdiğinin altını çizen Akbal "Ancak şu anda Münbiç meselesinde gelinen nokta ve bunun belli bir seviyedeki ortaklığı ortaya çıkarmış olması ve Türk-Amerikan ilişkilerinde mutedil dalgalı bir seyrin izlenmesi, F-35'lerin teslimatının önünde çok fazla bir engel olmadığını düşündürüyor. Ama bu, ABD'nin politik baskısını kullanarak Türkiye'ye yönelik yaptırım uygulamak için bahane uydurmayacağı anlamına da gelmiyor. Bu teslimat süresince sadece ABD içerisinden değil, İsrail gibi, Türkiye'ye bu uçakların sevk edilmemesi gerektiğini düşünen başka ülkelerin de yaptırım uygulanması yönündeki isteklerinin de etkisiyle önümüzdeki dönemde bu uçakların teslimatının engellenmesine yönelik bir yaptırım her an gerçekleşebilir. Bu da Türk-Amerikan ilişkilerinde kırılgan bir yapının her an gündeme gelebileceğini düşündürüyor. Ancak her iki devletin de 70 yıllık resmi ittifak ilişkilerinde dalgalı çeşitli dönemler yaşamış olsalar bile bir denge noktasına ulaşıp ortak hareket edebilecek bir kapasiteyi sürdürdüklerini gözlemek mümkün. Dolayısıyla gerginliklerin anlık olacağı ama bu gerginlikler neticesinde ortaya çıkacak durumun belli bir seviyede aşılabileceğini söylemek mümkün" ifadelerini kullandı.
© Sputnik / Hikmet Durgun
‘MÜNBİÇ SÜRECİ, SADECE TÜRKİYE'NİN ABD'YE DEĞİL ABD'NİN DE TÜRKİYE'YE İHTİYACININ SONUCU'
ABD'nin PYD'nin güç ve etkisi konusundan önemli şüphelerinin olduğunun bu yüzden de Türkiye'yle uzlaşmaya ihtiyaç duyduğunun sıklıkla göz ardı edildiğine işaret eden Akbal "Özellikle Münbiç meselesi dikkate alındığında, hep Türklerin ABD'ye bu anlaşma için ne vermiş olabileceği konuşuluyor. Ancak ABD'lilerin de Türkiye'yle masaya oturmak durumunda kalmış oldukları gözden kaçmamalı. Zira, PYD terör örgütünün silahlı kanadı olan YPG'nin bölgeden çıkarılması ABD'nin çok da aleyhine olan bir durum değil. Her ne kadar bölgede görevli Brett McGurk gibi isimlerin YPG üzerine çok fazla oynaması durumu söz konusu olsa da bunun ABD'nin ne kadar işine yarayacağı konusunda şüpheler oluştuğunu gözlemliyoruz" dedi ve şöyle devam etti:
"Çünkü PYD son derece dağınık bir yapı ve PYD'nin ne kadar kuvvetli olduğu ve kuvvetini nasıl kullanılacağı konusunda ciddi soru işaretleri var. Zira, Amerikalı yetkililer, Irak'ın kuzeyinde yapılmaya çalışan 26 Eylül referandumu sürecinde de bu türlü yapılarla politika yürütmenin ne kadar güç olduğunu çok net biçimde anladılar. Bu yüzden bir devletle işbirliği yapmak Amerikalılar içinde daha tercih edilir ve mantıklı olanı. Tam da bu yüzden, Münbiç konusunda Türkiye'nin ABD ile masaya oturmaya ihtiyaç duyduğu kadar Amerikalılar da Türklerle masaya oturma ihtiyacı duydu. Amerikalılar tarafında Türkiye üzerinden bir baskı kurmak için F-35'lerin teslimi gibi bahaneler arıyor. Ancak Mattis'e yazılan mektupta yazılanlar ne de F-35 teslimatının iptali mantıklı görünmüyor."
‘TÜRKİYE ALEYHİNE İFADELER KALEME ALANLAR MİLYONLARCA İNSANIN ÖLÜMÜNDEN SORUMLU BİR ÜLKENİN TEMSİLCİLERİ'
Gazeteci Ceyhun Bozkurt'a göreyse, Mattis'e yazılan mektubun dostane ve iyi niyetli hiçbir tarafı yok. Bozkurt "Öncelikle mektubun neresinden bakarsanız bakın Türkiye'ye karşı hiç de dostane olmayan bir dil içeriyor. Örneğin kim ne derse desin, içeride ne eleştiri yaparsak yapalım, Türkiye Cumhuriyeti'nin Cumhurbaşkanı'na yönelik ifadeleri kabul etmemiz mümkün değil. Hele ki bu ifadeleri söyleyen temsilcilerin, Ortadoğu'da ve dünyanın geri kalanında milyonlarca insanın ölümünden sorumlu bir ülkenin temsilcileri olduğunu hatırlatırım. Kimin merhametsiz olduğu ortadadır. Ayrıca Washington'un göbeğinde gösteri düzenleyen terör örgütü militanlarından ‘barışçıl göstericiler' olarak söz etmeleri, KKTC'nin doğal hakkı olan Doğu Akdeniz'deki gayri meşru eylemleri sahiplenmeleri, Kıbrıs Adası'nda garantör ülke Türkiye'yi işgalci göstermeleri, FETÖ'cüleri sahiplenmeleri, bu mektubun altında imzası olanların iyi niyetli olmadığının açık bir şekilde göstergesidir" dedi.
‘ABD İLE MÜTTEFİK GÖRÜNSEK DE MÜTTEFİKLİK MESELESİ EKONOMİK İLİŞKİLERLE SINIRLI'
Son dönemde ABD ve Türkiye arasındaki gerilimi hat safhaya vardıran F-35 meselesinin çok boyutlu olduğunun altını çizen Bozkurt "F-35 meselesi, çok boyutlu bir mesele. Konunun perde arkasında görünen ve aslında işin en temel boyutu olan bir politik çerçeve var. Bu çerçevenin içinde Türkiye ile ABD'nin karşı karşıya geldiği birçok olay görüyoruz. Yukarıda bazılarını aktardığım olaylara Türkiye'nin PKK/PYD terör örgütü üzerinden yürütülen bölgesel plana çomak sokmasını, Washington'un enstrümanı haline gelmiş terör örgütüne ezmemizi, bölgesel iletişimi kuvvetlendirmemizi, Ege ve Doğu Akdeniz'de milli menfaatlerini öne çıkaran askeri ve siyasi politika uygulamamızı, Irak ve Suriye'nin toprak bütünlüğünü savunmamızı vs. ekleyebiliriz. Zaten bakıldığında iki müttefik olarak görünmemize rağmen, aslında birçok temel konuda karşı karşıya gelen iki ülke görülüyor. Bu da müttefikliğin artık sadece ekonomik ilişkilerle sınırlandığını ortaya koyuyor" diye konuştu.
‘ABD'NİN F-35 KARTINI SAHAYA İLK SÜRÜŞÜ DEĞİL, SÜREKLİ TÜRKİYE'Yİ TEHDİT EDİYOR'
Türkiye ve ABD arasındaki müttefikliğin ekonomik ilişkilerle sınırlı kalmış olduğunun, S-400 sürecinde bir kez daha ortaya çıktığına işaret eden Bozkurt "S-400 meselesinin başlangıcı da buna önemli bir göstergedir. Hatırlanacağı üzere Türkiye, füze alımına ve sonrasında üretimine karar verdiğinde müttefik olarak gördüğü hiçbir ülkeden destek vermedi. Onlar sadece satışı gerçekleştirmek niyetindeydi. Türkiye ise ileride füze üretme teknolojisini de hedefliyordu. Batı dünyası buna yanaşmadı. Türkiye bu nedenle ilk başka Çin'in ürettiği füzeleri almaya karar vermişti. Hatırlayın, ABD o dönem de bu füze sistemine karşı F-35 kartını sahaya sürmeye çalıştı. Şimdi aynı şeyi S-400 mevzusunda yapıyor ve Türkiye'yi yine tehdit ediyor. Buradaki en temel nokta, Türkiye'nin Rusya ile savunma sanayisinde işbirliğine gidecek yolu açmasıdır. Batı'yı politik olarak en çok endişelendiren siyasi boyut budur. Bu, bölge dengeleri açısından Batı dünyasının çok sayıda politikasına olumsuz etki yapacak bir gelişmedir" dedi.
‘WASHİNGTON'UN S-400 DİRENCİNİN GEREKÇESİ KOMİK, S-400 İÇİN FARKLI SİSTEM ÜZERİNDE ÇALIŞILIYOR'
ABD'nin S-400'e karşı çıkma gerekçesini "komik" olarak nitelendiren Bozkurt "Teknik gerekçeler ise komik. Bu da meselenin askeri boyutunu ilgilendiriyor. Bu boyutta Amerikalıları yalanlayan çok sayıda veri var. Örneğin "F-35 verirsek Rusya bu uçakla ilgili özel bilgilerimizi ele geçirir" diye söylüyorlar. Bakıldığında Çin F-35'in bir benzeri olan J-31'leri yaptı. Bu bilgileri Türkiye'den almadı. Nereden aldığını Amerikalıların sorgulaması lazım. Ayrıca yine Rusya bölgede çok sayıda hava savunma sistemi kurdu. NATO hareketliliğini izleyecekse, bu gücün bilgilerine vakıf olacaksa zaten bu kurduğu sistemlerden de ulaşır. Bir özel bilgi de vereyim: Diyorlar ki, füze savunma sistemi kurulduğu zaman bağlantılı linkler üzerinden NATO sistemine girip, bazı verileri alabilirler. Oysa bu da gerçekçi değil, Türk ve Rus uzmanlar, S-400 için farklı bir link sistemi üzerinde çalışıyor" ifadelerini kullandı.
‘S-400'LER 15 TEMMUZ BENZERİ BİR VAKA YAŞANIRSA HAYATİ ÖNEMDE ROL OYNAR'
Bozkurt "Ayrıca S-400'ler sadece tek bir noktayı değil 400 km çapında bir alanı kontrol edecek. Yani siz bu sistemi Ankara'ya kurarsanız, Ankara'ya 400 km uzaklıktaki her yeri koruyabilirsiniz. Bu kapsam içine Cumhurbaşkanlığı da girer, TBMM'de, askeri karargahlar da, siyasi parti genel merkezleri de girer. Bu sistemin bir avantajı da şu: 15 Temmuz benzeri bir vaka yaşanırsa, içeriye hainler sızarsa, onların uçuracağı F-16'lar rahat hareket edemez. Yani iç güvenlik açısından da önemli bir sistem olacak. Bilindiği üzere F-35'lerin özellikle de bazen tartışmaya açılıyor. 5'inci nesil savaş uçağı olarak adlandırılan F-35'in özellikleri konusunda uzmanların olumlu değerlendirmeleri var. Ancak benim dikkatimi çeken, bir nokta aynı uzmanlar, F-35 alımı olmazsa başka seçeneklerin de gündeme gelebileceğini söylüyorlar. Belki yakın gelecekte gündemde olmasa bile uzun vadede bu tartışmalar Türkiye'nin kendi uçağını yapmasını bile gündeme getirebilir" diye ekledi.
Sputnik